Muhtelif Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları

Muhtelif Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları

  • “İhtiyati hacze konu olan alacağın kesin olarak değil, yaklaşık olarak ispatlanması yeterlidir. Bu nedenle senette tahrifat yapıldığına ilişkin itiraz ihtiyati hacze karşı itiraz sebebi yapılamaz.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 29.11.2016 2016/12211 E. 2016/9195 K.

  • “Davacının davalıya ait işyerinde işletme müdürü olarak çalıştığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacı işçi konumu itibarıyla günlük mesaisin kendisi belirleyebilecek ve şayet fazla çalışması söz konusu ise bunun karşılığının ödenmesini sağlayabilecek durumdadır. Aynı şekilde hafta tatili ile bayram ve genel tatil ücretlerine de hak kazanılması söz konusu olmaz. Mahkemece anılan isteklerin reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu konuda bir gerekçeye yer verilmeksizin fazla çalışma, hafta tatili ile bayram ve genel tatil isteklerinin kabulü hatalı olmuştur.”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 27.06.2006 2006/13671 E. 2006/18967 K.

  • “Uyuşturucu madde bulundurmanın kullanma amacına yönelik olup olmadığının tespit edilmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı ölçütler bulunmaktadır. Bu ölçütlerden ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma ya da devir veya tedarik etme hususunda herhangi bir davranış içerisine girip girmediği, ikincisi; uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bulunduğu yer ve bulunduruluş biçimidir. Şahsi kullanımı için uyuşturucu madde bulunduran kimse bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin evinde veya işyerinde bulundurmaktadır. Uyuşturucu maddenin çok sayıda ve özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler halinde bulunması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartı sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yer veya yakınında hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli bir belirti olacaktır. Kabul edilen üçüncü ölçüt ise bulundurulan uyuşturucu veya uyarıcı madde miktarıdır. Şahsi kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısı ile uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliği, cinsi ve kalitesi ile somut olayın özelliklerine göre değişiklik gösterebilmektedir. Adli Tıp Kurumu tarafından esrar kullananların her defasında bir ila bir buçuk gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebilecekleri değerlendirilmektedir. Yine esrar kullanma alışkanlığı olanların, birkaç aylık ihtiyacı karşılayabilecek miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında ya da kolay ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur. Buna göre esrar kullanan faillerin, olağan sayılan bir süre içerisinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları durumunda, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı, ancak uyuşturucu maddenin ticaret amacıyla bulundurulduğuna ilişkin başkaca somut delil yoksa şahsi ihtiyaç ya da daha az miktarda uyuşturucu madde bulundurulmasının kullanmak amacı taşıdığı kabul edilmelidir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22.10.2013 2012/10-1335 E. 2013/423 K.

  • “İddianame, sanığa savunma hazırlayabilme imkanı vermesi açısından isnat edilen ve suç sayılan maddi fiilleri, fiillerin hukuki nitelendirmesini, yerini, zamanını açıkça göstermeli, hukuki nitelendirmesi yapılan fiilin, kanunda karşılığı olan suç ve cezası hakkında bilgi içermelidir.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 25.05.2015 2013/14130 E. 2015/29746 K.

  • “Somut olayda davacının işyeri kayıtlarında tel müdürü olduğu belirtilmiş ve taraflar ile tanıklarca da doğrulanmıştır. Fazla çalışma konusunda işçinin kendisine verilen talimat bulunduğu da ispat edilemediğinden ve mesaisini kendi belirleyen konumda çalıştığı anlaşılan davacının fazla çalışma isteğinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi bozma nedenidir.”

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 11.04.2016 2015/5388 E. 2016/10441 K.

  • “Sanığın çalmadığını beyan ederek çalınan koçun bedelini ödemek suretiyle şikayetçi ile anlaşmayı kabul etmesi yüklenilen suçun işlendiğine yeterli bir kanıt sayılamaz.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 19.04.1993 1993/6-79 E. 1993/108 K.

  • “Suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı ayırt etme gücüne sahip değilse katılma ile ilgili kendisinin iradesinin önemi bulunmamaktadır. Böyle bir halde, katılma konusundaki haklarını onun yerine kanuni temsilcisi kullanabilecektir.Katılma konusunda ayırt etme gücü olmayan mağdur küçük veya malulün kanuni temsilcisi ile CMK’nın 234/2 düzenlemesi ile görevlendirilen vekilin iradelerinin çelişmesi halinde kanuni temsilcinin iradesine üstünlük tanınmalıdır.”

Yargıtay Ceza Genel Kur. 2014/3-28 E. 2014/537 K.

  • “İlamların genel haciz yolu ile ilamsız takibe konu edilmesinin icra hukukuna ve yargılama tekniğine uygun düşmediği, bu yola başvurmakta alacaklının hukuki yararının bulunmadığı gibi borçlunun hukuki sorumluluğunu ağırlaştırdığı ve taraflar arasındaki menfaat dengesinin bozulduğu sonucuna varılmış ve içtihatların “ilama dayalı bir alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağı” yönünde birleştirilmesine karar verilmiştir.”

Yargıtay Büyük Genel Kurulu 26.05.2017 2017/2 E. 2017/3 K.

  • “Davalı akdi ilişkiyi reddetmiş olup, fatura taraflar arasındaki sözleşmenin varlığını ispat için yeterli değildir. Davanın taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığını ispat etmesi halinde davalının borçtan sorumlu olacağı ve akdi ilişki usulünce kanıtlanmadığı halde faturanın delil olarak kabulü ve sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 20.01.2011 2010/16266 E. 2011/480 K.

  • “İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez. Bu hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.”

Yargıtay 9. H. D. 03.07.2007 07/14407 E. – 21552 K.

  • “Dava, fatura aslı ve nüshalarının kaybı sebebiyle 6102 sayılı TTK’nın 82/7 maddesi kapsamında zayi belgesi verilmesi için istemine dair olup bu nitelikteki davalar ve/veya işler, TTK’nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunmaktadır. Bu durumda TTK’nın 5. maddesi başlığı ile birlikte nazara alındığında, ticaret hukukunda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu, ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13938 E. 2015/13735 K.

  • “Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latince’de ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenilmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22.10.2013 2012/10-1335 E. 2013/423 K.

  • “Mahkemece son işveren olan davalının, ihbar tazminatının tamamından, kıdem tazminatı da dahil olmak üzere diğer işçilik alacaklarından ise kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu, ancak bu sorumluluğunda sözleşmenin eki niteliğindeki Teknik Şartname gereğince yarı oranda değil (kendi dönemi itibariyle) tam bir sorumluluk olduğu kabul edilerek, konusunda uzman bilirkişiden bu doğrultuda, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/11573 E. 2017/3458 K.

  • “Dava, İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptaline ilişkindir. Bu tür davaların dinlenilebilmesi için iptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması gerekir. Bu husus dava ön şartı olup mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Bir kısım hesap açılış tarihleri iptali istenen tasarruflardan sonraki tarihleri içerdiğinden öncelikle borcun doğum tarihinin tespiti amacıyla HUMK’un 227. maddesi gereğince davacı banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak borcun doğum tarihinin tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2010/4168 E. 2010/7743 K.

  • “Son işveren olan davalının ihbar tazminatının tamamından, kıdem tazminatı da dahil olmak üzere diğer işçi alacaklarından ise kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu kabul edilerek bu şekilde tespit edilecek miktarın yarısının davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirmiştir.”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/35232 E. 2015/36790 K.

  • “6100 sayılı HMK (md. 141) basit usulde zamanaşımı def’i iki haftalık süre içinde ve cevap dilekçesiyle ileri sürülmelidir. Aksi halde savunmayı değiştirme yasağı devreye girer. Cevap dilekçesinde zamanaşımı def’i ileri sürülmemiş ya da süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmemişse zamanaşımı def’i ilerleyen aşamalarda davacı tarafın açık muvafakati ile yapılabilecektir. HMK 107 uyarınca belirsiz alacak ve tespit davası; 1. Eda (tahsil talebi ile) davası niteliğinde belirsiz alacak davası, 2. Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası, 3. Kısmi eda ve külli tespit davası (maddenin gerekçesinde) olmak üzere üç türlü açılabilir. Her üç dava türünde zamanaşımı dava tarihi esas alınarak belirlenir. Kısaca davanın açılması zamanaşımının alacağın tamamı için kesilmesi sonucunu doğurur. Somut uyuşmazlıkta dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, bu dava kısmi eda külli tespit davasının bir türüdür. Bu nedenle zamanaşımı tüm alacak için dava tarihi itibariyle değerlendirilecektir. Davalı taraf cevap süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmamış, ıslahtan sonra ise zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Davanın türü ve nedeni ile ıslahta zamanaşımı itirazı dikkate alınamaz. Davacı tarafın açık muvafakati de bulunmadığına göre de ıslahta ileri sürülen zamanaşımı def’inin dikkate alınması hatalıdır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/27209 E. 2016/21515 K.

  • “Salt fatura düzenlenmesi temerrüde esas olarak kabul edilemez. Davacı bakiye alacağın ödenmesi için dava tarihinden önce miktar belirterek ihtar çekip davalıyı usulen temerrüde düşürmediğinden fatura tarihinden takip tarihine kadar geçen süre için hesaplanan işlemiş faiz alacağına hükmedilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.”

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2013/6134 E. 2014/1951 K.

  • “Velayete ilişkin davalar, basit yargılama usulüne tabi olup, mahkeme mümkün olan hallerde, tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. Ancak, basit yargılama usulüne tabi bir işin duruşmasız incelenebilmesi öncelikle kanunen mümkün olmalıdır. Velayete ilişkin davalar kamu düzeniyle doğrudan ilgili olduğundan, re’sen araştırma ilkesi geçerli olup, davanın bu niteliği, duruşmalı inceleme yapılasını, delil toplanmasını ve ayrıntılı araştırmayı gerektirir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 13.03.2013 2012/14579 E. 2013/6846 K.

  • “Dava konusu otelin üzerinde bulunduğu arazi her ne kadar hazineye ait ise de sigorta ettiren üzerinde bulunan binanın davacı X’e ait olduğu taraflar arasında çekişmesizdir. Bina davacıya ait olduğuna göre bu binayı sigorta ettirmekte davacının hukuki yararı bulunmaktadır. Arazinin başkasına ait olması ile davacının ecri misil ödeyip ödememesi bu davanın konusu değildir. Bu nedenle taraflar arasındaki sigorta akdinin geçerli olduğu kabul edilerek neticesine göre karar verilmesi gerekir.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/14406 E. 2016/10344 K.

  • “Kural olarak ayıplı mal satışı ve hatalı üretim hukuksal nedenlerine dayalı olarak açılan davalarda ayıp ve hatalı üretim hususlarının saptanması durumunda ithalatçının sorumluluğundan söz edilemez ise de somut olayda ithalatçı firma da garanti belgesini imzalamakla sorumluluk altına girmiş bulunmaktadır.”

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2006/3358 E. 2006/8948 K.

  • “İş hukukunda çalışma olgusunu, hizmet süresini, fazla mesai yaptığını ve tatil günlerinde çalıştığını ispat yükü, genel ispat kuralı gereğince davacı işçinin üzerindedir. Ücretin miktarının ne olduğu ve eklerinin varlığı gibi konularda da ispat yükü işçinin üzerindedir. Buna karşılık iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanılmayacak şekilde sona erdiğinin ve ücretler ile diğer hakların ödendiğinin ispat yükü ise işverendedir.”

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 24.01.2013 2012/10526 E. 2013/711 K.

  • “Tarafların karşılıklı olarak eşya ve ziynet taleplerinin bulunmadığının kabul edildiği bunun dışındaki anlaşmanın boşanmanın fer’i niteliğindeki konulara dair olduğu mal rejiminin tasfiyesi konusunda bir anlaşma yapılmadığı anlaşılmaktadır. TMK 166/3 maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı için; eşlerin boşanma ve boşanmanın eki niteliğindeki hususlarda anlaşmış olmaları gerekir. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın eki niteliğinde olmadığından anlaşma gerekli değildir. Ancak anlaşma olduğu takdirde boşanmayla birlikte hüküm altına alınmasına da yasal bir engel yoktur. Bu bakımdan, mal rejiminin tasfiyesine dair bir anlaşma yapılmadığı anlaşıldığından, davacı tarafından eldeki davanın açılmasına engel bir durum bulunmamaktadır.”

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 26.12.2017 2015/22210 E. 2017/17561K.

  • “İş görme borcu bir yapma borcu olup fiili bir olgu olduğundan bir hukuksal işlem değildir. İşçi iş görme borcunu haftada kırk beş saatten fazla yapmış, hafta tatilinde çalışmış, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmış ise bunları HMK’nın öngördüğü her türlü kanıtla ispatlayabilir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.10.2014 2014/22-578 E. 2014/766 K.

  • “İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır. (4857 sayılı Kanunun 56/son düzenlemesi gereği) Bu nedenle yıllık ücretli iznin kullanıldığını ispat yükü işverene aittir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 25.02.2014 2013/5675 E. 2014/4010 K.

  • “Otelin üzerinde bulunduğu arazi hazineye ait olsa bile üzerindeki yapının davacıya ait olduğu, yapıyı sigorta ettirmekte yarar bulunduğu, bu sebeple bina ve müştemilatı yönünden sigorta poliçesinin geçersiz olduğunun söyleneceğinin kabulü gerekir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 11.10.2016 2014/14406 E.

  • “Velayet hakkı tevdi edilen annenin çocuğun soyadının kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebin velayet hakkı kapsamındaki yetkilerinin kullanımı ile ilgili olduğu velayet hakkı kapsamında, çocuğun soyadını belirleme hakkının da yer aldığı aynı hukuksal konumda olan erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil edeceği, evlilik birliği içinde doğan çocuğun taşıdığı ailenin soyadını, evlilik birliğinin sona ermesi ile kendisine velayet hakkı tevdi edilen annenin kendi soyadı ile değiştirmesini engelleyici yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, somut olayda söz konusu değişikliğin çocuğun üstün yararında da aykırı bulunmadığı ve çocuğun soyadı değişmekle kişisel durumunun değişmeyeceği dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi’nin benzer olaylarda verdiği hak ihlaline ilişkin kararları da gözetilerek, davanın kabulüne karar vermek gerekir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/1306 E. 2018/4719 K.

  • “Mahkemece “dürüst bir borçlunun ihtilaflı alacaklarını dahi konkordato borçlusunda göstermesi gerektiği zira ihtilaflı alacak ve alacakların konkordato hesabında hesaba katılıp katılmayacağına borçlunun değil icra tetkik merciinin karar verebileceği, konkordato dosyasının tasdik için ticaret mahkemesine tevdii olunduğu bir sırada yapılan takibe karşı konkordato hususunu bildirmeyen ve yazılı borç ikrarına dayanan borcunu konkordato bilançosunda göstermeyen davalının kötü niyetli olduğu gerekçesiyle” davalının akdettiği konkordatoyu İİK’nun 308. Maddesi uyarınca bütünüyle feshine davalının haczi kabil tüm mallarının ihtiyaten haczine karar verilmiştir.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 25.11.1988 1987/5386 E. 1988/226 K.

  • “Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulamasına göre kural olarak, bölge müdür konumunda çalışanların kendi çalışma düzenlerini kendilerinin belirlediği ve bu nedenle fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücretlerine hak kazanılamayacağı kabul edilmektedir. Mahkemece anılan isteklerin reddi gerekirken hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 23.10.2007 2007/22578 E. 2007/31362 K.

  • “Bir avukat tarafların anlaşması durumunda hem sözleşme hem de karşı taraf vekaletname ücretini her iki taraftan da talep edebilir. Sulh olunan miktar açıkça tespit edilemiyorsa esas dava miktarı üzerinden ücret belirlenir.”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/33682 E. 2015/30164 K.

  • “Çekte ciranta olarak cirosu bulunan kişinin yetkili hamil sıfatıyla şikayet hakkının bulunduğu takip ve şikayet hakkının kullanılması için ayrıca dönüş cirosunun varlığına gerek bulunmadığının kabulü gerekir.”

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 11.02.2014 2013/9658 E. 2014/1495 K.

  • “Takip yapan kişi ibrazdan önceki ciro silsilesi içinde yer alıyorsa “yetkili hamil” konumunda olduğundan takip konusu çekin bankaya kimin tarafından ibraz edildiğinin önemi bulunmadığının kabulü gerekir.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 06.04.2016 2015/33781 E. 2015/10289 K.

  • “Banka teminat mektupları için risk henüz gerçekleşmeden bankanın talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verilemez.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.12.2017

  • “Hukuki yarar talep sahibinin devlet eliyle korunma ihtiyacının bulunmasını ve bu korumanın hukuki olması gerektiğini ifade eder. Eğer talep edilen sübjektif hak bakımından tercih edilen talep usulü gereksiz, masraflı, fazla emek ve zaman gerektiren bir yolsa talep sahibinin hukuki yararının olmadığı kabul edilir. Daha kolay, hızlı ve ucuz bir yol varsa hak sahibinin diğer yolu seçmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Hukuki yararın bulunmadığı bir talep tarzı dürüstlük ilkesi (TMK 2. Md.) ile de çelişmektedir.

Yargıtay Büyük Genel Kurulu 26.05.2017 2017/2 E. 2017/3 E.

  • “Karşılıksız çekte şikayet hakkı, çekin karşılığını tahsil amacıyla bankaya ibraz eden hamil ile “karşılıksızdır” işlemi yapıldıktan sonra kendisine çek iade edilen cirantaya aittir. Ancak ciro zincirinde yer almayan kişinin ibrazında, bu ibraz geçerli ve meşru sayılmayacaktır. Ciro zincirinde yer alan ve çeki elinde bulunduran hamilin karşılıksız çekten dolayı şikayet hakkı varsa da cironun çizilerek veya sair suretlerle iptali halinde şikayet hakkı kabul edilmeyecektir.”

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi 07.07.2017 2017/1193 E. 2017/1226 K.

  • “Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayanıldığını, ortaya koyar mahiyette; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir nitelikte olması gerekir.

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 26.04.2018 2018/708 E. 2018/700 K.

  • “Katılma hakkı niteliği itibariyle şahsa sıkı surette bağlı haklardandır. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmakla birlikte genel olarak öğretide kişinin sadece kendisinin kullanabileceği başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 02.12.2014 2014/3-28 E. 2014/537 K.

  • “Somut olayda takip borçlularından X’in 18.05.1996 tarihinde takip açılmadan önce öldüğü, takiplerin ölü kişi aleyhine başlatıldığı görülmektedir. Bu durum kamu düzenine aykırılık olup İİK’nun 16/2. Maddesine göre süresiz şikâyete tabidir. Alacaklı tarafından ölü kişinin mirasçısı yerine ölü kişi hakkında takip yapılması maddi hataya ve kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde ve dürüstlük kuralına da aykırı değil ise alacaklının HMK’nın 124/3-4 maddesi uyarınca taraf değişikliği yapmak sureti ile bu yanlışlığın düzeltilmesi mümkündür. O halde mahkemece tarafların duruşmaya davet edilmesi talebi halinde alacaklıya borçlu mirasçılarını takibe ek takip talebi düzenlemek suretiyle dahil etmesi için süre verilmesi sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 17.01.2017 2016/8471 E. 2017/496 K.

  • “Avukatlık Yasası’nın 172. Maddesi uyarınca davacı avukat iş sahibinin başka bir avukatın işi takip etmesine muvafakat etmezse istifa ile ücretin tamamına hak kazanır. Ne var ki davacı avukat uzun süre sessiz kalmış ve 24.06.2006 tarihinde dava dışı avukatlarının vekaletnamesinin bulunmasına karşı istifa etmeyerek dava dışı avukatların davayı takip etmesine zımnen muvafakat etmiştir. Öyle olunca mahkemece Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/41-399 sayılı dosyasında hasma tahmil olunan ücretin yarısına hükmedilmesi gerekirken tamamına hükmolunması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 11.07.2008 2008/1099 E. 2008/977 K.

  • “İİK’nun 148/a maddesi ve 150/ı maddesinin son cümlesine göre, ipotekli taşınmaz malikine, tapudaki adrese çıkarılmış olan ihtar tebligatı iade edilse bile tebliğ edilmiş sayılır. Bu durumda, mahkemece, şikayetin ipotekli taşınmazın malikine muacceliyet ihtarı gönderilmeden aleyhine takip başlatıldığı yönündeki şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle icranın geri bırakılması yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.”

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 24.09.2014 2013/24173 E. 2014/16887 K.

  • “Salt çıkarılan işçilerin geri alınması konusunda yapılmış bir çağrının paylaşılmasının fesih nedeni olamayacağı açıksa da halen çalışmakta olan davacının ürünlerinin tüketilmemesi yönünde çağrıyı da içeren ilanı beğenmesi sadakat borcunun ihlali niteliğindedir. Davacının bu davranışı haklı neden ağırlığında olmamakla birlikte işyerinde olumsuzluklara yol açmış ve işveren açısından iş ilişkisinin devamı beklenemez bir hal almıştır. Bu feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. Davacının sendikal nedenle feshedildiği iddiası ise hükme gerekçe oluşturan daha önceki fesihlerin iki yıl öncesine ilişkin olması, işyerinde hala çalışmaya devam eden sendikalı işçilerin bulunması ayrıca davalının davacının somut davranışı üzerine iş sözleşmesinin feshedilmesi karşısında isabetli değildir. Zira sadakat borcuna aykırı bu davranış sendika üyesi olsun veya olmasın iş ilişkisini olumsuz etkiler. Feshin geçerli nedene dayandığı sabit olduğundan davanın reddi gerekir.”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 17.09.2015 2015/18612 E. 2015/26070 K.

  • “Ana bayii tarafından imzalanan ve onun bayisi durumundaki davalı satıcı tarafından aracın teslimi sırasında satış evrakı ekinde satıcı sıfatı ile imzalanarak davacıya verilen garanti belgesinde iki yıllık garanti süresi öngörüldüğünden BK’nın 207/1. Maddesi uyarınca satıcının bu süre içinde ayıba karşı tekeffülde bulunduğunun kabulü gerektiğinden ve dava da iki yıllık süre içinde açılmış olduğundan mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.10.2011 2011/19-505 E. 2011/636 K.

  • “İİK ‘nun 18. Maddesinin 3. Fıkrası aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesinin duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir edeceğini ve duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgililerin en kısa zamanda duruşmaya çağrılarak gelmeseler bile gereken kararı vereceğini hükme bağlamıştır. Ne var ki bu takdir hakkının özellikle savunma hakkının gerektiği gibi kullanılabilmesi bakımından tebligat usulsüzlüğüne ilişkin şikayetlerde duruşma açılması yönünde kullanılması uygun olur. Hukuk Genel Kurulu’nun da yerleşik uygulaması bu yöndedir. Bu durumda mahkemece tebligat usulsüzlüğüne ilişkin şikayetin duruşmalı olarak değerlendirilmesi yerine bu hususun gözden kaçırılması suretiyle evrak üzerinden karar verilmesi doğru görülmemiş, yerel mahkeme kararının bu değişik gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2015 2013/12-2044 E. 2015/1274 K.

  • “Ticari satımlarda satıcı tarafından yasada öngörülen zamanaşımı süresinden daha uzun bir süre garanti verildiği hallerde garanti süresinde ayıba karşı tekeffül hükümler hükümlerine dayanılarak talepte bulunulabilir. İmalatçı tarafından iki yıllık garanti süresi verilmesi zamanaşımı süresinin uzatıldığını gösterir ve bu süre ayrıca satıcı tarafından da alıcıya taahhüt edilmişse satıcıyı da bağlar”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.10.2011 2011/19-505 E. 2011/636 K.

  • “Mağdurun kanuni temsilcisinin, mağdura karşı işlenen suçun sanıklarından biri olması veya sanıkla arasında akrabalık ilişkisi bulunması gibi kanuni temsilcisinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaatinin çatışması durumlarında TMK 426/2 düzenlemesi uyarınca işlem yapılmalı ve kayyım atanması sağlanmak suretiyle kayyımın iradesine üstünlük tanınarak mağdurun davaya katılıp katılmayacağı sorunu çözümlenmelidir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 02.12.2004 2014/3-28 E. 2014/537 K.

  • “Üçüncü kişinin sonraki kastı ya da taksirli hareketi ilk hareket ile netice arasındaki nedensel bağlantıyı ortadan kaldırmaz. Failin gerçekleştirdiği hareket ve şarttan sonra bu hareket ve şarttan bağımsız ve fakat şartla ilgili olan ve bilinmeyen, umulmayan bir sebebin eklenmesi ile neticenin meydana gelmiş olması halinde nedensellik bağı varlığını korur.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 02.06.2009 2009/1-186 E. 2009/147 K.

  • “Bozma sonrası dosyaya çözümü yapılan kamera görüntüleri ve davacı beyanına göre davacının bir bayan ile uygunsuz davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı her ne kadar mesai saatleri dışında meydana geldiğini iddia etse de, tanık beyanlarına göre işçilerin işyerinde saat 18:30’dan sonra da fazla mesaiye kalabildikleri, davacı asilin duruşmadaki beyanından zaten davacı ile yanındaki bayanın davalının diğer iki çalışanı tarafından bir arada görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu olay nedeni ile diğer bayan işçi istifa ederek ayrılmıştır. Somut bu maddi olguya göre, davacının eylemi ahlaka, doğruluk ve bağlılığa aykırı güven sarsıcı hareketler olup, işverenin davalının iş akdini haklı nedenle feshettiği anlaşılmaktadır. Davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken yerinde olmayan yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 25.01.2018 2017/19255 E. 2018/1241 K.

  • “Bir işçinin günlük normal çalışma süresinin üzerine sürekli olarak fazla çalışma yapması ve hafta tatili ve UBGT günlerinde sürekli çalışması yaşamın olağan akışına aykırı olup hastalık, mazeret, izin gibi nedenlerle belirtilen şekilde çalışılmayan günlerin olması kaçınılmaz olduğundan (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 18.07.2008 2007/25857 E.) tanık anlatımlarına göre belirlenen ücret alacakları için bilirkişi raporuna göre hesaplanan miktardan işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler göz önünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunu’nun 51. ve 52. Maddeleri gereğince takdiren %30 oranında makul hakkaniyet indiriminin yapılması gerekir.”

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 04.05.2018 2018/1394 E. 2018/1330 K.

  • “Şikayet tarihi itibariyle henüz rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlamamış dolayısıyla paraya çevirme aşamasına da geçilmediği için bu ön aşamada istihkak iddiasının incelenmesi mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle mahkemece şikayetin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi kabul şekline göre de; borçlu kiracıya ait menkuller (bilgisayar, TV, masa, sandalye vs.) üzerindeki hapis hakkının da kaldırılması doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 05.03.2009 2008/22953 E. 2009/4625 K.

  • “Kiralayanın, kiralanan şeyin maliki olması gerekmediği için kiracı da kiraladığı şeyi tekrar kiralayabilir. Böyle bir kira sözleşmesine ise alt kira denir. Ancak, alt kira sözleşmesi ilk kiralayana etki yapmaz. Yani ilk kirazcının, kiralananı kiraya vermiş olması onun ilk kiralayan ile olan sözleşmesel bağlantısını ve sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Kiralayan, kiracı olarak karşısında ilk kiracıyı görür, kira parasını ödemek borcu ise yine ilk kiracıya aittir. Çünkü kiralayan ile alt kiracı arasında sözleşmesel bağlantı yoktur. Ayrıca; kiralayan kira bedeli için ilk kiracının eşyaları üzerinde hapis hakkını kullanabilir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26.09.2002 2002/8847 E. 2002/10449 K.

  • “BK’nın 268. Maddesi hükmü uyarınca kiracıya ait olmadığı kiralayanın bildiği veya bilmesi gerektiği eşya üzerindeki 3. Kişinin hakları kiralayanın hapis hakkına karşı dahi korunmaktadır. Davacı hapsedilen eşyanın kiracıya ait olmadığını kiralayan alacaklının bildiğini yahut da bilmesi gerektiğini ileri sürmemiştir. Mücerret eşyanın kendisine ait olduğunu ispat etmesi davanın kabulü için yeterli bulunmamaktadır. Mercice anılan madde hükmü altına alınması bozmayı gerektirir.”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 25.11.1974 1974/5595 E. 1974/3189 K.

  • “Yasal, yeterli ve geçerli bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme isteminin reddine karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırıdır ve uygulamada keyfiliğe yol açabilir. Keyfiliği önlemek için sanığın olay öncesi ve sonrası davranışları göz önünde bulundurularak gelecekteki yaşamı sezilmeli, suç işleme hususundaki eğilimi değerlendirilmelidir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 18.11.2003 2003/2-262 E. 2003/277 K.

  • “Vasiyetname 13.03.2005 tarihli celsede açılmış, okunmuş aynı oturumda mirasçılardan S.’nin iptal davası açtığını belirterek itirazı olduğunu ileri sürdüğüne göre; iptal davasının bekletici mesele yapılması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 21.09.2006 2006/12290 E. 2006/12218 K.

  • “Mirasçılık belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açıldığı sonucunun tarafları açısından kesin hüküm oluşturduğu dikkate alındığında çekişmeli yargı kapsamında kalan davalardan olduğu, bu nedenle 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan mirasçılık belgesinin iptali davalarına bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması gerekir.”

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 19.12.2012 2012/8699 E. 2012/9564 K.

  • “Mahkemece dosyada mevcut veraset ilamında mirasçı olarak görünen X’in esasen, mirasçı olmadığını ileri süren davalı ve aynı zamanda mirasçı olan Y’ye veraset ilamının iptali hususunda ilgili mahkemede dava açmak üzere süre verilerek alınacak veraset belgesine göre taraf teşkili sağlanarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 12.11.2013 2013/12913 E. 2013/14256 K.

  • “Aynı yerde çalışan işçilere verilen ücretlerin, yapılan zam oranlarının eşit işlem borcu kapsamında denetlenebilmesi için işçi tarafından bilinmesi gerekir. Eşit işlem ilkesi gizlilik ilkesinden önce gelir. İşçinin aynı işte ve aynı kıdemde iken aldığı ücret ve zam oranının kriterleri belli değil ise diğer işçilere göre farklı olup olmadığını bilmesi gerekir. Bu durumda işyerinde alınan ücretlerin ve zam oranlarının kötü niyetle kullanılmadığı sürece işçi açısından gizliliğinden söz edilemez.”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/24041 E. 2017/15069 K.

  • “Taraflardan birinin görüşünün mahkeme veya Yargıtay Dairelerinin anlayışına ters düşmesi takdirinde, meseleye nüfuz edilmediğinden söz edilmesi en hafif tabiriyle kazai merciye karşı bir sataşmadır. Anlayış aykırılığı bulunan durumlarda geçerli ve tutarlı olan kazai mercii anlayışıdır. Bu kabulün aksini iddia etmek kazai mercii meseleye nüfuz edememek sözleriyle suçlamak eşyanın tabiatına uygun düşmeyen bir değerlendirme yoludur.”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 19.09.1974 1974/7326 E. 1974/6426.

  • “Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında, ticari alım/satımların garanti belgesinin olup olmayacağı tartışılmış kural olarak 4077 sayılı Kanun’a göre garanti belgesindeki hükümlerin uygulanamayacağı, ancak, genel hükümlere göre ticari alım/satımlarda da garanti sözleşmesinin uygulanacağı çoğunluk tarafından benimsenmiştir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.10.2011 2011/19-505 E. 2011/636 K.

  • “Dava dilekçesi, davanın alın yazısıdır. Böyle olmasına rağmen dilekçeler, memleketimizde meslek alanları olan avukatlar tarafından bile gerekli dikkat gösterilmeden, adeta rastgele yazılır. İnkarına olanak bulunmayan bu gerçek karşısında, çok defa, mahkemeler veya Yargıtay Daireleri tarafından sözlü veya yazılı açıklamalarını asıl maksatlarına ve isteklerine uygun düşecek şekilde yorumlamak suretiyle uyuşmazlığı rayına oturtmak zorunda kalırlar.”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 19.09.1974 1974/7326 E. 1974/6426.

  • “Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bu bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağın ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları özellikle işyerine giriş ve çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir.”

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 03.05.2017 2017/709 E. 3027/854 K.

  • “İhtiyati tedbir kararı alınması için mahkemeden talepte bulunan davacının talebini ve davasını belli bir dikkat ve özen içinde takip etmesi ve bu dikkat ve özenin sonucu olarak da kendisinden karar tarihinden haberdar olmasının beklenmesi hayatın olağan akışı içinde makul bir yükümlülük olarak görülmelidir.”

Anayasa Mahkemesi 25.12.2014 2014/112 E. 2014/203 K.

  • “22.06.1973 tarihli bilirkişi raporu üç satırdan ibaret olup tafsilattan ve gerekçeden yoksun olduğu tatminkar değildir. Tek bilirkişinin düzenlediği raporda hangi belgelerin uygulandığı, uygulamanın hangi araçla yapıldığı ve ölçüler hangi noktalardan yararlandığı hakkında hiçbir açıklama yoktur. Tesbitin icra edildiği hususları bilirkişi raporunda açık ve kesin olarak belirtilmelidir. Gerekli bilgileri taşımayan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın edilmesinin yolsuz olduğu bu kez yapılan inceleme sonunda anlaşıldığından onamaya ilişkin bulunan kararın düzeltme yoluyla ortadan kaldırılmasına ve yazılı olduğu üzere soruşturma yapılaması gerekli olduğundan bahisle hükmün bozulmasına oybirliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 19.09.1974 1974/7326 E. 1974/6426.

  • “Kanunlarda düzenlenen zamanaşımı süreleri sözleşmeler ile aleyhe değiştirilemez. Daha açık ifadeyle, sözleşmelerde, kanundaki zamanaşımı sürelerine ek süreler getirilebilir ise de zamanaşımı süreleri kısaltılamaz.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.10.2011 2011/19-505 E. 2011/636 K.

  • “Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdinin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulü ancak, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu durumda, davalı, borcu ödediğine ilişkin bu savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hale gelmiştir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 26.12.2001 2001/19-1171 E. 2001/1177 K.

  • “Kesinleşmiş mahkeme kararı ile tam kusurlu olduğu belirlenen ve mirastan yoksun bırakılan mirasçının payının kime verileceğinin mirasçılık belgesinin hüküm sonucunda açıkça gösterilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 26.01.2016 2015/10595 E. 2016/966 K.

  • “Mahkemece, “ihalenin bağlanmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmış ise de idare ile gerçek ve tüzel kişiler arasında yapılacak sözleşmenin imzalanmasından önce ve ihale aşamasında ihale ile ilgili idarece yapılan işlemler “idari işlem” sayıldığından bu aşamada gerçekleşen uyuşmazlıklarda idari yargı yeri görevli olur. Çünkü 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (1 ve 2.) maddeleri hükümlerinden idari işlemlerin iptali; idari işlem ve eylemlerden kaynaklanan tam yargı ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşması ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden doğan davalar idari yargıda açılabilir. Az yukarıda açıklandığı üzere, yanlar arasında yapım işine ilişkin yapılan sözleşme özel hukuk kurallarına tâbi olan bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin 5. maddesi hükmünde öngörülen şart, Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi hükmünde tanımlandığı üzere “erteleyici şart” niteliğindedir. Açıklanan tüm bu hukuksal nedenlerle yanlar arasındaki uyuşmazlık, özel hukuk kurallarına uygulanmasını gerektiren ve Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde tanımlanan “eser” sözleşmesi kapsamında sayılan bir yapım sözleşmesi olduğundan, bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevli değildir. O halde, mahkemece uyuşmazlığın esasına girilerek tarafların delilleri toplanıp değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken; davanın yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.”

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 08.07.2008 2008/3195 E. 2008/4578 K.

  • “Veraset belgesinin değiştirilmesi veya daha önce verilen veraset belgesinin iptali davalarının sulh hukuk mahkemesinde görülemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki veraset belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açılması zorunlu bulunduğundan çekişmesiz yargı kapsamından çıkıp çekişmeli yargı mahiyetini aldığı da bir gerçektir. Bu durum karşısında HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan bu dava bakımından HMK’nın 382/2-c maddesinin 6. Bendi uyarınca asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan ve mahkemece davanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerektiğinden mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına incelenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple Cumhuriyet Başsavcılığının Adalet Bakanlığı’nın gösterdiği lüzum üzerine kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 25.05.2015 2015/8042 E. 2015/5796 K.

  • “Davacı tanık beyanları ile sabit olduğu üzere davacı şantiyenin şefidir. Bu itibarla bulunduğu şantiyede en süt düzey yönetici konumunda olan davacının mesai saatlerini, çalışma düzenini kendisinin belirlediğini kabul etmek gerekir. Hal böyle olunca ücret seviyesi de dikkate alındığında davacının fazla mesai ücret talebinin reddi yerine kabulü hatalı olmuştur.”

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 05.04.2016 2016/5714 E. 2016/7806 K.

  • “Dairemizin kökleşmiş içtihatları, kendi mesai saatlerini belirleme yetkisine sahip olan müdür ve üst yöneticilerin günlük çalışma saatlerinin yasal sınırı aştığı iddiasıyla fazla mesai ücreti talep edemeyecekleri yolundadır. Davacı, kendi çalışma saatlerini belirlemeye yetkili yönetici olarak çalıştığından günlük çalışma saatlerinin yasal sınır aştığı iddiasına dayanarak işverenden fazla mesai ücreti talebinde bulunması mümkün değildir.

Yargıtay 9 Hukuk Dairesi 25.12.2009 2008/3780 E. 2009/37411 K.

  • “Failin iç dünyasını ilgilendiren kastının niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Failin olay öncesi, olay sırasında ve olay sonrası davranışları kastının belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır. Bu durumda;
  1. Fail ile ölen arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı,
  2. Failin olayda kullandığı aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı,
  3. Ölendeki darbe sayısı ve şiddeti,
  4. Darbelerin vurulduğu bölgenin hayati bakımdan önemi,
  5. Failin, davranışlarına kendiliğinden mi, engel bir sebebin etkisi ile mi son verdiği,
  6. Failin kullandığı aracın kullanılış biçimi,
  7. Olay sonrasında failin ölene (veya mağdura) yönelik davranışları gözetilerek, kastı ortaya çıkarılmalıdır.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 24.06.2003 2003/1-149 E. 2003/196 K.

  • “5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 170/2 maddesine göre “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; C. Savcısı bir iddianame düzenler.” Bu hükme göre Ceza Yargılama Yasası dava açma konusunda mecburilik sistemini benimsemiştir. Eğer soruşturma sonucu toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe varsa, bu durumda yetkili organ dava açmak zorundadır. Burada dava açacak organın takdir yetkisi, yeterli şüphenin oluşup oluşmadığı noktasındadır. Bu düzenlemenin istisnası da, aynı Yasanın 171. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre, “Cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.” Bu hükümde belirtilen durumlar dışında, yetkili mercii kamu davasını açmakla yükümlüdür.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 01.052007 2007/1720 E. 2007/4095 K.

  • “Emniyet görevlilerince daha önce hakkında uyuşturucu bulundurmaktan işlem yapıldığı için bilinen ve tanınan sanığın, olay tarihinde uyuşturucu maddeyi kolaylıkla satabileceği köylü garajında yakalanması, yapılan üst aramasında montunun cebinde satışa hazır dokuz ayrı pakette sarılı esrar maddesinin bulunması, sanığın yaklaşık altı ay önce de yakalandığı yerin yakınlarında benzer şekilde satışa hazır beş ayrı pakete sarılı esrar maddesiyle yakalanmış olması göz önüne alındığında, ele geçen net olarak 9,5 gram esrar elde edilebilecek toplam 27 gram uyuşturucu maddeyi uyuşturucu madde ticareti yapma amacıyla bulundurduğu kabul olunmalıdır.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10.06.2014 2014/10-7 E. 2014/322 K.

  • “Askerlik dönüşü işe alınmayan işçi İş Kanunu’nun 18. Vd. hükümlerine dayanarak işe iade davası açamaz. İş güvencesinden yararlanamaz. Çünkü, iş akdi askerlik sebebiyle sona erdirilmiştir, muvazzaf askerlik döneminde iş akdi askıda değildir ve bu durumda askerlik dönüşü mevcut olmayan iş akdinin işveren tarafından feshinden söz edilemez.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.03.2018 2015/22-1608 E. 2018/448 K.

  • “Bir veri sorumlusu nezdinde bulundukları pozisyon veya görev itibariyle kişisel verilere erişme yetkisi olanlar tarafından, yetkilerini aşmak ve/veya yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle, kişisel amaçlara veya nedenlere bağlı olarak işleme amacı dışında söz konusu kişisel verilerin işlenmesi ve/veya bu verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Kanun) 12. Maddesinin (1) numaralı fıkrasına aykırılık teşkil edeceğinden, bu kapsamdaki eylemlerin önlenmesi amacıyla veri sorumlularınca uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirin alınması gerektiği hususunda veri sorumlularının bilgilendirilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.”

Kişisel Verileri Koruma Kurumu 31.05.2018 2018/63 K.

  • “25.10.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/1-a maddesi gereğince 4857 sayılı Kanun’un 20. Maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz. Aynı Kanun’un geçici 1. Maddesinin 4. Fıkrasında da İlk Derece Mahkemeleri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararların karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tabi olduğu hususu düzenlenmiştir. Belirtilen düzenlemeler uyarınca İlk Derece Mahkemeleri’nden 25.10.2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında Bölge Adliye Mahkemesi kararları kesindir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Dosya içeriğine göre, işe iade talepli somut davada İlk Derece Mahkemesi’nin karar tarihi 25.10.2017 tarihinden sonra olduğundan; davacının temyiz isteminin 7036 sayılı Kanun’un 8/1-a maddesi ve geçici 1. Maddesinin 4. Fıkrası gereğince reddine oybirliği ile karar verildi.”

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 15.03.2018 2018/4167 E. 2018/6842 K.

  • “Fazla çalışma yaptığını, genel tatil ve hafta tatili günlerinde çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen alacakların ödendiği varsayılır. Fazla çalışma yapıldığı, genel tatil ve hafta tatili günlerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine girip çıkışı gösteren belgeler, işyeri yazışmaları delil niteliğindedir.”

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 18.10.2017 2017/20598 E. 2017/22069 K.

  • “Ticaret mahkemesinin tedbir kararında yazılı alacağın takip masrafları ile birlikte icra veznesine ve teminatın da mahkeme veznesine yatırıldığı dilekçe ekinde tahsilat makbuzlarından anlaşılmıştır. Bu durumda alacak ve eklentileri teminatla birlikte yatırıldığı için borçlunun malları haciz edilemez, haciz edilmişse talep üzerine kalkar.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 02.11.2001 2001/16626 E. 2001/17831 K.

  • “Borçlunun itirazı alacaklıya tebliğ edilmiş olmadıkça itirazın iptali davası açılması için öngörülen süre işlemeye başlamaz.”

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 19.02.2009 2008/7104 E. 2009/1266 K.

  • “Bir ilamda yazılı alacağın ayrı ayrı takibe konulup konulmayacağı hususunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ile 12. Hukuk Dairesi içtihadı farklı olup, 8. Hukuk Dairesi kararlarına göre ayrı takip yapılamaz, 12. Hukuk Dairesi kararlarına göre de ayrı takip yapılabilir denmekte; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.03. 2010 gün ve 2010/12-138 E. 2010/169 K. Sayılı kararında da “Dairemizin müstekar içtihatları gereği ilamda yazılı olan asıl alacak ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden tek bir takip yapılabileceği gibi ayrı ayrı takip yapılması da mümkündür. İlamda hükmedilen asıl alacak ve buna bağlı fer’i alacaklar yönünden ayrı ayrı takip yapılmasını engelleyen yasa hükmü bulunmadığından, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu” gerekçesi ile karar verildiği görülmektedir. Avukat kendi maddi hatası olduğunu bildiği bir hususun düzeltilmesinde kendisi de sorumluluk hissetmeli, hataya son vermeli, hatanın Yargıtay kararı ile giderilmesini beklememelidir.”

TBB Disiplin Kurulu 03.01.2015 2014/766 E. 2015/16 K.

  • “İlamlı icra takibinde, alacak kalemlerinin brüt olarak istendiği ve yasal kesintilerin yapılmadığı yönündeki şikayet ilama aykırılık niteliğinde olup bu tür şikayetler kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz olarak icra mahkemesi önüne getirilebilir. Bu durumda mahkemece gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, şikayetin süreden reddi doğru değildir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.06.2000 2000/12-1002 E.

  • “Kamuya açık alana çıkan her kişinin, bu alandaki her görüntü veya sesinin kaydedilip, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterdiğinin kabulü mümkün değildir.”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 02.10.2012 2012/19005 E. 2012/20406 K.

  • “Avukatlık Kanunu’na göre haklı çıkan tarafın avukatına ait, bu vekalet ücretinin elde eden avukat için Gelir Vergisi Kanunu açısından serbest meslek kazancı niteliğinde olmasına rağmen, hem verilen hizmet karşılığı elde edilen bir bedel olmaması, hem de hizmet verilen kişiden tahsil edilen bir bedel olmaması sebebiyle katma değer vergisinin konusuna girmemektedir.”

İstanbul İl Vergi Mahkemesi 2011/1275 E. 2012/1046 K.

  • “Uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. Maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. Maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı Kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı yasa hükümleri dikkate alınacağından, dava konusu idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde anılan kanunun 27. Maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.”

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü 25.12.2017 2017/742 E. 2017/820 K.

  • “Avukatlık Kanunu’nun 41. Maddesinin 1. Fıkrası hükmüne göre savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi durumun müvekkile tebliğinden itibaren 15 gün süre ile devam eder. O halde davalı vekiline 21.09.1992’de yapılan ve duruşma gününü bildiren tebligat, avukatın görevinin 12.11.1992 tarihine kadar devam edeceği için geçerli olup tebligata rağmen duruşmaya mazeretsiz katılmayan vekilin yokluğunda davaya bakılıp sonuçlandırılmasında bir isabetsizlik yoktur.”

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 1992/13257 E. 1992/13135 K.

  • “TMK 176/3 düzenlemesi gereği, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Dosya kapsamına göre, davalının ölüm aylığı aldığı görülmekle davacının iddiasına esas olduğu üzere babasının öldüğü anlaşılmaktadır. O halde; mahkemece, davalının mirasçılık durumunun ve bu itibarla malvarlığının ayrıntılı tespiti ile varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 15.06.2017 2017/9639 E. 2017/10266 K.

  • “Karşılıksız çek suçunda şikâyet hakkı; çekin karşılığını tahsil amacıyla bankaya ibraz eden hamil ile “Karşılıksızdır” işlemi yapıldıktan sonra kendisine çek iade edilen cirosu herhangi bir şekilde iptal edilmemiş olan cirantaya aittir.”

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi 2017/3675 E. 2017/3010 K.

  • “K.T.K.’nın 90. Maddesi ile işletenin sorumlu olduğu manevi tazminatın BK’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerine tabi olduğu açıklanırken, aynı yasanın 92/f maddesinde açık bir şekilde, manevi tazminat istemlerinin zorunlu trafik sigortacısına karşı ileri sürülemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yine Zorunlu Trafik Poliçesi Genel Şartları’nın 3/e bendi uyarınca manevi zararlar bu tür sigorta teminatının dışında tutulmuştur. Bu durum karşısında mahkemece, davalı zorunlu trafik sigortacısının manevi tazminat talebinden sorumlu tutulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 03.11.2003 2003/3649 E. 2003/10256 K.

  • “İcra mahkemesine yapılması gereken şikayetin süresinde yapılmaması sebebiyle kararın kesinleşmesine rağmen, aynı konuda icra dairesine başvurarak alınan ret kararının iptalinin sağlanmaya çalışılması ve bu yolla aynı sonuca varılmaya amaçlanması hakkın kötüye kullanımı anlamına gelir ve hukuk düzenince de korunmaması asıldır.”

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2017/1715 E. 2017/1993 K.

  • “İcra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında işlemiş en az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması gerekmektedir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 05.12.2006 2006/16-304 E. 2006/273 K.

  • “Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler için herhangi bir arama emir veya kararına gerek yoktur. Bir yerin faaliyeti bakımından uymakla yükümlü bulunduğu kurallara uygun olarak çalışıp çalışmadığının tespiti bakımından o yerde yapılan işlem bir denetlemedir. Bu şekilde suç eşyası dolayısıyla suç işlenmiş olabileceğine dair delil bulununca yapılması gereken şey, soruşturma makamı olan Cumhuriyet Savcısı’nı durumdan haberdar edip, talimatları doğrultusunda hareket edilmesidir. Bu safhada da ceza usul hukuku açısından, öncelikle suç eşyasına el konulması gerektiğinden, kanun koyucu da bundan sonraki işlemlerin CMK’ya göre gerçekleştirilmesine işaret etmiştir. El koyma işlemi Kanuna uygun olarak yapılmadığından suç eşyası hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde olup, mahkûmiyet hükmüne esas alınamaz.”

Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/13590 E. 2015/7306 K.

  • “Yargıtay uygulamaları gereği, yedieminden talep edilebilecek değerin, malların yediemine teslim edildiği tarihteki değerleri olabileceği, başka bir deyişle yedieminden malların teslim tarihindeki değerlerinden fazla bir talepte bulunamayacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla dosya kapsamında haczedilen ve yediemine teslim edilen menkuller hakkında bir değer tespiti yaptırılmadan, yani malların değeri bilinmezken yedieminden bir talepte bulunulması ve haciz işlemleri yapılması mümkün değildir. İcra müdürlüğünce teslimi gereken malların değerleri tespit ettirilmeli, yediemin bu değer ölçüsünde sorumlu tutulmalı, eğer malların değeri icra dosya borcunu aşıyorsa, bu durumda da dosya borcu nispetinde yedieminin sorumluluğuna gidilmeli ve hacizler yapılmalıdır.”

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2017/1715 E. 2017/1993 K.

  • “İşçiye ödenmekte olan yol ücreti işçinin yazılı onayı olmadıkça işverenin tek taraflı işlemiyle kaldırılamaz. Yol ücreti kaldırıldıktan sonra işçinin çalışmaya devam etmesi yol ücretinin kaldırılmasına rıza gösterdiği anlamına gelmez.”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/22156 E.

  • “Yargılama sürecinde kırtasiye ve posta giderleri ile yaşanan süre kaybının ortadan kaldırılarak davaların daha hızla sonuçlandırılması amacıyla ticari işletmeler ile şirketlerin yayımlanan son adresleri ile diğer bilgilere ihtiyaç duyulması halinde bu bilgilerin (ticaretsicil.gov.tr) internet sayfasından temin edilebileceği hususunda, bilgi edinilmesini, keyfiyetin yargı çevrenizdeki mahkemeler ile icra ve iflas müdürlüklerine duyurulmasını rica ederim.”

Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 08.02.2018

73640249-045.02[02]-502-2018-E.76/2712

  • “Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 28.12.1999 gün ve 16745-17482 sayılı ilamı ile; <takip dayanağı bonolarda tanzim tarihinin 30.02.1997 olarak yazılı olması nedeniyle gerçeği yansıtmadığı ve bunun TTK’nun 688/6. Maddesine aykırı bulunduğundan bahisle takibin iptal edildiği görülmektedir. Tanzim tarihinin 30.02.1997 olarak yazılmış olması halinde bu durumun belgenin bono olma özelliğini ortadan kaldıracağını kabul etmek aşırı bir şekilcilik olup hakkın zayiine neden olur. Her ne kadar Şubat ayının 30. Günü söz konusu olamaz ise de, tanzim tarihinin bu şekilde gösterildiği hallerde bunun yanılgıdan kaynaklandığının ve bu eksikliğin bononun niteliğini etkilemediğinin ve tanzim tarihinin Şubat ayının son günü olarak yazıldığının kabulü gerekir. O halde borçlunun esasla ilgili itirazlarının incelenip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.> gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.06.2000 2000/12-1011 E. 2000/1076 K.

  • “Sanığın, internette msn aracılığıyla tanıştığı müştekinin, kendisine gönderdiği fotoğrafları kullanarak facebook sosyal paylaşım sitesinde Z. C. Kullanıcı adı ile profil sayfası oluşturduğu, sayfada “Fadime Gül’ün suçu ne, Tüm Güneysınırlı gençlerin gözdesi haline gelen kimden hamile herkes bunu konuşuyor… cevabı bulana para ödülü bile koymuşlar tüm Güneysınır bu sorunun cevabını arıyo acaba kendi biliyomu?” şeklinde yazı yazarak müştekiye hakaret ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında, sanığın suçlamayı kabul etmeyerek, müşteki ile askerliği döneminde internet kafelerdeki bilgisayarları kullanarak msn programı ile görüştüğü, facebook’tan görüşmediği, müştekinin mektupla kendisine bir vesikalık resmini gönderdiği, başkaca resminin olmadığı, müştekinin kendisine başkalarıyla da internette arkadaşlık yaptığını söylediği yönündeki savunması ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün İnternet Ortamında İşlenen Suçlarda Uluslararası Ceza İstinabe İşlemleri’ne ilişkin yazısına göre, Google, Yahoo, Facebook, Skype, Hotmail, Twitter, Youtube gibi internet ortamında yaygın olarak kullanılan yer sağlayıcı firmaların merkezinin Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunduğu, ABD mevzuatına göre, internet ortamında işlenen suçlara ilişkin trafik bilgileri, yer sağlayıcılar veya erişim sağlayıcılar, tarafından 90 gün süreyle saklandığı, bu süre içinde resmi otoritelerce başvurulduğunda anılan saklama süresine 90 gün daha ilave edildiği belirtilmiş olmakla, aradan geçen süre nedeniyle Facebook sosyal paylaşım sitesine fotoğraf yüklemesi yapan bilgisayara ait IP bilgilerinin tespitinin mümkün olmaması karşısında, sanığa atılı suç sabit olmadığından beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamede eksik kovuşturma nedeniyle bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 09.06.2014 2013/26590 E. 2014/14164 K.

  • “Yasa tarafından Cumhuriyet savcısına, toplanan delilleri değerlendirme yetkisi verilmiş ve yapılacak değerlendirme sonucunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaşılması durumunda kamu davasının açılması zorunlu görülmüştür. Görüldüğü üzere Ceza Yargılama Yasamız, kovuşturma mecburiyeti ilkesini benimsemiş ise de; bu ilke Cumhuriyet savcısının delilleri değerlendirme yetkisini ortadan kaldırmamaktadır.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 14.10.2009 2009/22283 E. 2009/16336 K.

  • “Somut olayda, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile şüpheliler hakkında, Karaman il merkezinde 2005, 2006 ve 2007 yılları içinde değişik tarihlerde kırk beş ayrı yakınana karşı hırsızlık, konut dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçlarını işledikleri iddialarıyla kamu davasının açılmak istenildiği, Karaman 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin iddianamenin değerlendirilmesi ve iadesine ilişkin kararda açıklanan gerekçelerle iddianamenin iadesine karar verildiği, Mahkeme tarafından iade nedeni olarak belirtilen nedenlerden, her olay için suç yerinin, suç tarihi ve zamanı ile her suç için kanunda öngörülen cezalardan hangilerine hükmolunması gerektiğinin ve sevk maddelerinin iddianamede belirtildiği, ayrıca aynı Yasanın 8/1. Maddesine göre “Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.” Hükmü gereğince, eylemler arasında bağlantının varlığı kabul edilebileceğinden, Cumhuriyet Savcısının tek bir iddianame dava açmasında usul hükümlerine aykırılık bulunmadığı gibi, Mahkemece davaların ayrılmasına her aşamada karar verilebileceği, her bir eylem nedeniyle ayrı, ayrı kamu davası açılması gerektiği gerekçesi ile iddianamenin iadesine karar verilemeyeceği anlaşılmakta ise de; 5271 sayılı CYY.nın 170/3-j maddesinde zorunlu unsurlar arasında sayılan ve şüphelilerin kendilerini en iyi şekilde savunabilmeleri için aleyhlerine olabilecek suçun sübutu ile ilgili suç delillerinin her bir olayla ilgili ayrıntılı ve açık şekilde ayrı, ayrı gösterilmediği, delillerin ne olduğu konusunda genel atıflarla yetinildiği ve aynı Yasanın 170/4. Maddesi uyarınca da; yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanmadığından, iddianamenin iadesi kararı ile bu karara karşı itirazı inceleyen merciin itirazın reddine ilişkin kararının hukuka uygun bulunması karşısında; C.Y.Y.’nın 309. Maddesi koşulları gerçekleşmediği anlaşılmakla, yerinde görülmeyen yasa yararına bozma isteğinin reddine, oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 18.11.2009 2007/18694 E. 2009/15252 K.

  • “Şüphelinin kimliği, iddianamenin şekli unsurlarındandır. Şüphelinin kimliğinin iddianameye yazılmış olması tek başına bir anlam ifade etmez. Kimlik bilgilerinin soruşturmada elde edilen bilgilerle ve gerçek durumla uyumlu olması gerekir. Şüphelinin kimliği olarak yazılan bilgi gerçekle örtüşmüyorsa, soruşturmada elde edilen bilgilere göre belirlenen şüpheli dışında bir kişiye dava açılmış ise şeklen iddianamenin üzerinde kimlik bilgisi yazılı olmasının bir anlamı yoktur. Önemli olan bu bilgilerin doğru olarak yazılmış olmasıdır.”

Yargıtay 17. Ceza Dairesi 28.03.2017 2016/19467 E. 2017/3656 K.

  • “5721 sayılı CMK’nın 170/3-c madde ve fıkrasına göre, iddianamede gösterilmesi gereken hususlar arasında mağdurun kimliği de sayılmıştır. Anılan yasanın 174/1-b madde ve fıkrası uyarınca da suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda, Cumhuriyet savcısının hırsızlık suçuna konu malın kime ait olduğunu araştırmadan nereden, ne şekilde alındığını belirlemeden iddianame düzenlemesi yasaya aykırıdır.”

Yargıtay 13. Ceza Dairesi 30.11.2011 2011/17629 E. 2011/6976 K.

  • “Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümler açısından; R. A. ve E. Y. adına düzenlenen sahte sürücü belgelerinin asıllarının ele geçirilememiş olması nedeniyle üzerlerinde aldatma kabiliyeti açısından inceleme yapılmamış olması karşısında hüküm kurulurken esas alınamayacağı, buna karşın bu sürücü belgeleri esas alınarak düzenlenen araç kiralama sözleşmesi ve oto sözleşmesinin adli emanette bulunması nedeniyle, her ne kadar iddianamede sevk maddesi belirtilmemiş olsa da, iddianamedeki anlatım doğrultusunda sahte özel belge tanzim etme eylemi de gözetilmek suretiyle; katılan E. Y. adına düzenlediği sahte sürücü belgesini kullanarak, sahte noter araç satış sözleşmesi düzenlettiren sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla Kanun’un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal ederek değişik zamanlarda birden fazla sahte belge düzenlemesi karşısında, noterde düzenlenen belge de nazara alınarak TCK’nın 204/1-3, 43/1 maddeleri gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanarak mahkumiyeti yerine yazılı şekilde hükümler kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 24.10.2017 2017/1790 E. 2017/21203 K.

  • “İddianamede … sicil numaralı Cumhuriyet savcısının imzası bulunmadığı gibi elektronik imza ile de imzalanmadığı anlaşılmakla, bu eksikliğin aynı Cumhuriyet savcısı tarafından giderilmesi ve buna dair tutanağın düzenlenmesinden sonra gönderilmesinin temini için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdiine oybirliği ile karar verildi.”

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 26.11.2014 2014/7408 E. 2014/11985 K.

  • “Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, iddianamede Cumhuriyet Savcısının imzası yer almamakta ise de, bu hususun mahalinde giderilebilir eksiklik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede, eyleme ve yükletilen suça yönelik, katılan Ş. B. Vekili ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden, tebliğnameye uygun olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükmün onanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 04.06.2014 2014/9846 E. 2014/20045 K.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s